KAHROLUYORUZ! – 8 Eylül 2015

Son bir kaç gündür vicdanımıza, yüreğimize ateşler düşüyor. Lokmalarımız boğazımıza diziliyor. İnsanlığımızı hesaba çekiyoruz. Kıyıya vuran küçücük bir bedenin günahı boynumuzda asılı dururken üst üstte gelen şehit haberleri kulaklarımızdan kızgın bir yağ gibi girip eritiyor yüreğimizi. Taşıyamıyoruz, dayanamıyoruz. Şahit oluyoruz; Körpecik bedenler üzerinden muhalefet yapacağım diye devşirilmeye çalışılan siyasetlere. Şahit oluyoruz; Dillerinden “Allah” lafzını düşürmeyen ama kendilerinden başkalarına yaşam hakkı tanımayan karaktersiz, kişiliksiz hainlerin gözümüzün içine baka baka bizi tehdit etmelerine. Şahit oluyoruz; Gazeteleriyle, televizyonlarıyla, köşe yazılarıyla kirli odaklara hizmet eden ikiyüzlü insan görünümlü yaratıkların vicdansız, izansız söz söylemelerine.

YİNE BİR ABDULLAH GÜL YALAKALIĞI YAPAN VE SATIN ALINAMAYACAK KALEM: FEHMİ KORU – 18 Ağustos 2015

23 Temmuz 2015 tarihli yazısında Fehmi Koru, Suruç patlamasıyla ilgili yazılmamış tek konunun Abdullah Gül’ün seneler evveline dayanan ve pek de derin oldukları iddia edilemeyecek nitelikteki, terör olaylarının önüne geçme maksatlı ifadelerini hatırlatmış. Sağ olsun. Öncelikle yazılmamışı yazma kıvraklığını gösterdiği için kendisini tebrik ediyoruz. Ardından Abdullah Gül’ün açıklamalarını yaptığı zamanki titrelerin altını çizmek istiyoruz: Başbakan ve Cumhurbaşkanı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatları ile Ortadoğu politikalarına ilişkin çaba ve uyarılarını kimin dikkate alması gerekiyordu da almadı diye sormak gerekmiyor mu Bay Fehmi Koru’ya? Abdullah Gül’ün başbakanlığı döneminde, cumhurundan tamamen kopuk yaşayan ve basiretsizliği ile ün yapmış Ahmet Necdet

ÖLEN İNSANLARIN ÜZERİNDEN İDEOLOJİK HESAP YAPAN İKİ YÜZLÜ NAMERTLER! – 18 Ağustos 2015

Mertliğin, merhametin, insanlığın filiz filiz boy verdiği bu topraklarda şimdi namertlik sıradan bir hal aldı. Bırakın sıradanlığı, ilgi çeken bir konum edindi kendine. İnsanlar, ölene-öldürülene üzülme, yasını tutma yerine, senin benim ölüm diye sınıflandırmaya, senin ölünse dikkate almamaya, kendi ölüsüyse feryat figan her şeyi söylemeye, yakıp yıkmaya ve her türlü hakareti kendinde bir hak olarak görmeye başladı. Bu haleti ruhiye her şeyden önce, insanlıktan uzaklaştığımızın ve hastalıklı hale geldiğimizin bir göstergesidir. Kısa zaman önce Karadenizli bir sanatçı dostumla –ki evlerinde oturup yemek yediğim, sanatı ile ilgili gayretlerine her daim destek olduğum birisi- yaşadığım bir diyalogu sizlere anlatmak istiyorum. Bu arkadaşımla yaşadığım durum özel aslında. Ama bizler

SEÇİM SONUÇLARI KİMİ AĞLATMALI, KİMİ GÜLDÜRMELİ? – 11 Haziran 2015

7 Haziran seçimlerini geride bıraktık. 12 yıllık istikrarı, yapılan hizmetleri, insan hakları ve demokrasi adımlarını sekteye uğratacak; sözde koalisyon yanlılarının sevinçten etrafa salyalarını akıtarak aptalca zafer(!) kutlamalarına önayak olan; İsrail gazetelerinde “Türkiye’de Anti-Siyonistler Kaybetti” manşetlerinin atılmasına zemin hazırlayan ve %86 gibi yüksek bir katılımla gerçekleşen seçimin memleketimize hayırlar getirmesini diliyorum. Milli İradenin karar verdiği bir tabloya kimsenin söz söyleme hakkı ve haddi yoktur. Milletin kararını her şeyden üstün tutan ve aylardır Milli İrade vurgusu yapan Ak Parti cephesinin de aleyhte söyleyecek hiç sözü olmamalıdır. Peki, seçimin galibi-mağlubu kimdir? Kimler üzülmeli, kimler sevinmelidir bu sonuçlara? Siyasi okuma

KIRMIZI IŞIKTA DURAN VE DURMAYAN CUMHURBAŞKANLARI – 20 Mayıs 2015

Ne güzeldi o eski günler… Çankaya’nın büyük ve görkemli kapıları kapatılıp içeride sessiz sakin, etliye sütlüye dokunulmadan bir hayat sürülürdü… En kaliteli şaraplar kadehlere doldurulur, milletin egemenliğinin hayalleri ve niyetleri ile şerefe kaldırılırdı. Adlarını terör olaylarından duyduğumuz adamlar bir bir affedilerek cezaevinden tahliye olurdu. İngiliz uşaklarının ve garsonların giydiği kuyruklu smokinlerle pozlar verilir, her Cumhuriyet ve 30 Ağustos Resepsiyonunda eşli-eşsiz davetiye krizleri yaşanırdı. Olağanüstü bir durum olduğunda bütün samimiyetle (!) kaleme alınan bir açıklama, bir tebrik, bir taziye veya bir kınama yazılırdı. Masraf yapılmazdı pek. Uçak ihtiyacı da olmazdı bu zat-ı şahanelerin. Hatırlar mısınız bilmem, Cumhur’a temas etmeyen,

KANAL 7 YÖNETİM KURULU BAŞKANI ZEKERİYE KARAMAN’A NET SORULAR! – 9 Mayıs 2015

7 Şubat’taki MİT krizi ile başlayan, 17-25 Aralık hamlesi ile net bir şekilde ortaya çıkan ve 25 Nisan’da ‘Korsan Tahliye’ girişimi ile ölüm vuruşu yapmaya çalışan Paralel İhanet Çetesi’nin emrinde hareket eden aklını, vicdanını ve ruhunu kiraya vermiş olanları bu millet artık tanıyor. Ama bu kanı bozukları tanımanın yeterli olmadığını, bu ihanet avenelerine karşı net tavır alınması gerektiğini söyledik ve dilimiz kuruyana kadar da söylemeye devam edeceğiz. Düşünülüp, sorgulanması gereken önemli noktalardan biri; bu ihanet çete üyelerinin, bu kadar önemli makamlara nasıl geldiği, kritik damarlara nasıl girdiğidir ve bu hamleleri yapma cesaretini nereden aldığıdır. Birçok sebep söylenebilir bu hususta, ancak satılmış ruhlardaki bu kibrin, bu aptal

AK PARTİ’NİN İÇİNDEKİ SATILMIŞ RUHLAR! – 21 Ocak 2015

Şöyle bir geriye doğru bakınca 12 yıllık iktidar sürecinde Ak Parti’ye içeriden ve dışarıdan birçok darbe girişimi oldu. Askerler, savcılar, medya baronları, derin güçler, geziciler, cemaatçiler vs vs… Bu girişimler halkın ve hakkın yardımı ile desteği ile bertaraf edildi çok şükür. Mazlum Müslümanların umudu olan ve garip garibanın dualarla beslediği bu Uzun Adamı ne kadar yıkmaya çalıştılarsa, millet o kadar daha sahip çıktı kendi adamına. Şairin dediği gibi “Göklerden gelen bir karar vardır” ve o karar vericilerin en büyüğü, bu milleti ve mazlum ümmeti yine koruyordu Elhamdülillah… 12 yıllık Ak Parti iktidarında darbe girişimlerinin yanında pek çok da ihanet hamleleri yapıldı. Birlikte yol yürünen, her istedikleri verilen, makam mevki sahibi edilen birçok kişi ve

ÜMMETE KARŞI YENİ BİR FİLM: ”FRANSIZ ALGISI” – 13 Ocak 2015

Sinemanın en absürt anlatım şekli, kör göze parmak sokulmasıdır. İzleyici aptal yerine konulduğunu düşünerek bu anlatımdan rahatsız olur.  Mesajın ince dokunuşlarla karşı tarafa aktarılması izleyiciyi düşünceye sevk eder ve sanatsal olarak başarı yakalanmış olur. Fakat bazıları için önemli olan sanatsal başarı veya izleyicinin hissettikleri değil,  verilmek istenen mesajın iletilip iletilmemesidir. Bizler,  Fransa’yı, Paris’i her daim sanatın merkezi, Fransızları da estetik ve nazik bir topluluk olarak görür ve ona göre değerlendirirdik. Bir kaç gün önce izlemeye başladığımız film, oynanan veya oynanmak istenen oyun, senaryo… adına ne derseniz deyin çok absürt ve kabaydı bence. Avrupa’nın göbeğinde, yüzleri kapalı, elleri silahlı bir ekip günlük

ELLERİNDEKİ SON KOZ THE CEMAAT DEĞİLMİŞ! – 12 Eylül 2014

Yeryüzüne merhamet dağıtan ve İslam’ın dünya üzerindeki en büyük temsilcisi olan bu millete her daim türlü oyunlar oynanmıştır. Beyaz giyimli, yüzleri maskeli ve tam donanımlı Haçlı ordularıyla yenemedikleri, modern donanmalarıyla ortadan kaldıramadıkları bu imparatorluğu ve varislerini yok etmenin en akıllı yolu, ona kumpaslar kurmak ve onu içten yıkmaktı. Bizim gibi görünen ancak bizden olmayanların beslendiği, desteklendiği birçok olaya şahit olunmuştur geçmişte. Bu tiplerin yakın tarihimizdeki temsilcileri Mithat paşa ve onun gibilerdir. Cumhuriyet döneminde ise bu görevi İsmet paşa ve ayrıcalıklı sınıfın mensupları devralmıştır. Formül çok basit! Bizden görünecek ama asla bizden olmayacaklardı. Nitekim de başarılı oldular. Bizim gibi konuştular, bizim gibi giyindiler, bizim

CEMAAT MEDYASININ PARALI ASKERLERİNE: 28 ŞUBAT’IN SÜNEPELERİ, ŞİMDİ ASLAN KESİLDİ! – 26 Mart 2014

Dün varlığınızdan rahatsız olan odakların, kanalların size kucak açması ve koşarak o kucağa oturmanız sizi hiç mi rahatsız etmiyor ey abiler, ablalar? Ekranlara çıkıp esmeniz, gürlemeniz, yalandan bağırmanız, “bak hakaret ediyorlar” diyerek ağza alınmayacak hakaretleri eden paralı askerler, sizin duruşunuzu unuttuk mu zannettiniz? Madem bu kadar cesurdunuz, madem bu kadar demokrattınız neredeydiniz 28 Şubat’ta! Baronların seçtiklerine, “Hayırlı Olsun” milletin seçtiklerine, “Yapamıyorsun, Çekilin” manşetlerini atan siz sünepeler değil miydiniz? Asker postalı görünce eğilip yalayan, “İsterseniz okullarımızı size devredebiliriz” diyen, başörtüsü FÜRUATTIR diye fetva veren sizler değil miydiniz? Siz bu milleti aptal veya balık hafızalımı zannettiniz de ekranlarda esip gürlüyorsunuz!